6 gün önce | Okunma Sayısı : 275
Yerbilimci Prof. Dr. Osman Bektaş, beklenen Marmara depremine ilişkin yaptığı değerlendirmede, İstanbul’un 1766 yılındaki yıkım düzeyine benzer bir tablo yaşamayabileceğini belirtti. Bektaş, iki jeolojik ve teknik gerekçeye işaret etti. Olası depremin etkilerine ilişkin tartışmalar sürerken, yapı güvenliği ve fay davranışı yeniden gündeme geldi.
Bektaş’a göre veriler, Ana Marmara Fayı’nın kısmen kilitli olduğunu ve “creep” olarak adlandırılan fay sürünmesiyle enerji boşalttığını gösteriyor. Bu durumun, 7 büyüklüğünden küçük ve parçalı deprem olasılığını artırabileceğini ifade etti.
Prof. Dr. Bektaş, 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği ile birlikte zemin büyütmesi, rezonans ve spektral ivme etkilerinin hesaplamalara dahil edildiğini belirtti. Yönetmelikle birlikte yapılara süneklik ve enerji yutma kapasitesi kazandırıldığını kaydetti.
Bektaş, büyük depremin her zaman büyük yıkım anlamına gelmediğini ifade ederek, yıkımı belirleyen temel unsurun mühendislik kalitesi olduğunu dile getirdi. 2018 yönetmeliğinin doğru uygulanması ve denetlenmesi halinde, “büyük deprem–büyük yıkım” denklemine karşı önemli bir çerçeve sunduğunu aktardı.
1766 İstanbul depremine atıfta bulunan Bektaş, günümüz İstanbul’unun 18. yüzyılın yapı stoku ve mühendislik anlayışına sahip olmadığını vurguladı. Aynı büyüklükte bir depremin yaşanması halinde dahi yapı standardının belirleyici olacağını ifade etti.
Bektaş ayrıca 2025 yılında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki Silivri depreminde, Avcılar’da zayıf zemin koşullarına rağmen beklenen ağır yıkımın yaşanmadığını hatırlattı. Bu durumun olası nedenlerinden birinin 2018 yönetmeliği ile güçlenen yeni yapı pratiği olabileceğini belirtti.
Olası Marmara depreminin büyüklüğü kadar, mevcut yapı stokunun durumu ve yönetmeliklerin uygulanma düzeyi önümüzdeki süreçte risk analizlerinde belirleyici olmaya devam edecek.