5 ay önce | Okunma Sayısı : 272
Cumhuriyet gazetesinden Engin Deniz İpek'in haberine göre,İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik devam eden mali soruşturma gündemdeki yerini korurken, tutuklu Başkan Ekrem İmamoğlu’nun CHP milletvekillerine gönderdiği “İBB Kumpas Davası” başlıklı kitapçığın içeriği ortaya çıktı. Kitapçıkta, 19 Mart 2025’te başlayan operasyon süreci, tutuklamalar, cezaevi koşulları ve adli süreçteki ciddi delil yetersizlikleri ayrıntılı biçimde ele alındı.
İmamoğlu’nun kitapçığı, kamuoyunda geniş yankı uyandıran dosyada savcılığın iddialarına karşı kapsamlı bir yanıt niteliği taşıyor.
Kitapçıkta en çok dikkat çeken unsurlardan biri, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in 8 Ekim 2024’te göreve başlamasının ardından sadece 10 gün sonra, 18 Ekim’de soruşturmanın başlatıldığına dair tarihsel çakışmalar oldu. Ayrıca, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı aday adaylığı başvurusundan hemen sonra 19 Mart’ta gözaltıların başlaması, soruşturmanın siyasi bir zeminle yürütüldüğü iddiasını güçlendiren bir unsur olarak sunuldu.
Kitapçıkta, dosyada kısıtlılık kararı bulunmasına rağmen neredeyse tüm bilgilerin iktidara yakın medya organlarında detaylı biçimde yer bulduğu belirtiliyor. Özellikle bazı tutuklamaların gerekçelerinin kamuoyuna çarpıtılmış biçimde yansıtıldığı, örgüt üyeliği gibi isnatların savcılık sevk gerekçelerinde yer almamasına rağmen tutuklamalara gerekçe gösterildiği vurgulanıyor.
Eski Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker ile Fatih Keleş’in oğlu Mustafa Keleş’in durumları bu bağlamda örnek olarak sunuluyor. Rüşvet suçlamasıyla sevk edilen bu isimlerin, aslında sevk gerekçesi olmayan örgüt üyeliğinden tutuklandığı ifade ediliyor.
Soruşturma belgelerinde geçen “Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” tanımı, savcılığın tercihiyle oluşturulmuş bir kamuoyu algı operasyonu olarak değerlendiriliyor. Kitapçıkta bu tanımın hukuki temele dayanmadığı, etkin pişmanlık yoluyla delil üretmeye çalışıldığı belirtiliyor.
HTS kayıtları üzerinden yapılan değerlendirmelerde ise bazı kişilerle ilgili aynı anda aynı yerde bulunmadıkları tespit edilmesine rağmen tutuklamaların gerçekleştiği ileri sürülüyor. Ayrıca, suçlama konusu yapılan ihalelere dair somut bilgi ve delillerin dosyada yer almadığı, sadece gizli tanık beyanlarıyla işlem yapıldığı aktarılıyor.
Kitapçıkta dikkat çeken bir diğer unsur ise tutuklu kişilere yönelik cezaevi süreçleri. Nakil sırasında ve cezaevinde yaşanan zorluklar, tecrit uygulamaları, psikolojik baskılar ve tehdit iddiaları detaylı biçimde aktarılıyor. Savunmanın, delillere erişim konusunda da ciddi engellerle karşılaştığı vurgulanıyor.
İmamoğlu’nun gönderdiği kitapçık, dava sürecine ilişkin siyasi ve hukuki tartışmaları daha da derinleştirecek bir içerik sunuyor.