5 ay önce | Okunma Sayısı : 246
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı “İstatistiklerle Yaşlılar 2024” raporuna göre, Türkiye’nin 65 yaş ve üzeri nüfusu son 5 yılda %20,7 artarak 9 milyon 112 bin 298 kişiye ulaştı. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise %10,6’ya yükseldi.
Demografik projeksiyonlara göre bu oran, 2030’da %13,5, 2040’ta %17,9, 2060’ta %27, 2080’de %33,4 ve 2100’de %33,6 olacak. Hızla yaşlanan Türkiye için uzmanlar, “alarm çanları çalıyor” uyarısı yapıyor.
TÜİK verileri, yaşlı nüfusun %23,3’ünün yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olduğunu ortaya koydu. Bu oran erkeklerde %22,3, kadınlarda ise %24,2 seviyesinde. Genel nüfus içinde bu oranın %29,3 olması, yaşlıların da yoksulluğa giderek daha fazla maruz kaldığını gösteriyor.
Özellikle emekli maaşlarının hayat pahalılığı karşısında yetersiz kalması, yaşlılar arasındaki yoksulluğu derinleştiriyor.
Eğitimdeki eşitsizlik nedeniyle yaşlı kadınlar, sosyal haklara erişimde erkeklere göre daha dezavantajlı. TÜİK’e göre, okuma yazma bilmeyen yaşlı kadınların oranı %19,9, yaşlı erkeklerde ise bu oran sadece %3,3. Kadınların sosyal yardımlara, sağlık hizmetlerine ve emeklilik haklarına erişimi sınırlı kalıyor.
Nüfusbilim Derneği’nden Şebnem Beşe Canpolat, yaşlılık politikalarının cinsiyet temelli bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini vurguluyor.
2024 yılında en az bir yaşlı birey bulunan 6,7 milyon hanenin yaklaşık 1,75 milyonu yalnız yaşayan yaşlılardan oluşuyor. Bu evlerin %74’ü kadınlara, %26’sı erkeklere ait. Uzmanlara göre, yalnız yaşayan yaşlılar sosyal izolasyon, sağlık takibi ve bakım hizmetlerine erişim konusunda büyük risk altında.
Ege Geriatri Derneği Başkanı Mevlüt Ülgen, yaşlılara özel veri takip sisteminin eksikliğine dikkat çekerek, “Evde yalnız ölü bulunan yaşlılar haberlerden düşmüyor, bu duruma karşı sistemli çözüm şart” dedi.
Türkiye’de yaşlı bakımı büyük ölçüde aileye yüklenmiş durumda. Bu anlayış hem kadınların üzerine daha fazla sorumluluk bindiriyor hem de sosyal devlet ilkesiyle çelişiyor. Ülgen, “Hükümet yaşlı bakımını geleneksel değerlere yaslayarak kamusal sorumluluktan kaçıyor. Bu yaklaşım, bakım hizmetlerinin yetersizliğini beraberinde getiriyor” ifadelerini kullandı.
TÜİK verilerine göre 65 yaş ve üzeri bireylerin %16,4’ü evde bakım desteğine ihtiyaç duyuyor. Ancak devlet kurumlarının kapasitesi yetersiz; huzurevi bekleme süreleri 3-4 yılı bulabiliyor.
Doç. Dr. Canpolat, Almanya ve Japonya modellerine benzer şekilde Türkiye'de yaşlılara yönelik özel bir sağlık ve bakım fonu kurulması gerektiğini savundu. “Devlet, işveren ve çalışan katkısıyla oluşturulacak bu fon, evde bakım, kurumsal bakım ve tele sağlık hizmetlerini destekleyebilir” dedi.
Bu sistemle hem ailelerin yükünün azalacağını hem de yaşlıların bağımsız ve güvenceli bir yaşam sürebileceğini belirtti.
TÜİK verilerine göre, Türkiye’nin doğurganlık hızı 2001’de 2,38 iken, 2023’te 1,51’e düşerek nüfus yenilenme düzeyi olan 2,10’un altına geriledi.
Canpolat, doğurganlık teşviklerinin yalnızca kadınlar üzerinden yürütülmesini eleştirerek, erkek doğurganlığı ve sosyal kısırlık konularının da politika geliştirme süreçlerine dâhil edilmesi gerektiğini ifade etti.
Woaturkce